Çocukluğumuza özlem ya da çocukluğumuzda ki her şeyin mükemmelliğine olan inancımız, yaş ilerledikçe artıyor. Bu geçmişi mükemmel görme durumu, çok doğru değil tabii…

Çocukluğumuzda giydiğimiz kıyafetler, yediğimiz yiyecekler, eylem ve aktiviteler, o kadar az ve sınırlıydı ki; sokakta patlak bir topun peşinden koşmak, kar yağdığında ıslanmış vasat bir eldivenle kartopu oynamak, toprak zeminde yerlerde sürünerek bilye ya da sigara kutularının kapaklarıyla ( manat) oynamak, hala düşlediğimde harika oyunlardı.

Ya , bakkal ve sokak satıcılarından alıp yediğimiz O mükemmel tatlar! Ali Dede nin kaynana şekeri, hani cam kavanozdan ( sanki altın tartıp verecekmiş gibi, edalı tavrı ve kedi gibi bekleyişim) çıkarıp verdiğinde, ağzıma atışım, verdiği o büyük haz… Tahtadan yapılmış, cam bir kutu içindeki horoz şekeri, ya O Şam Tatlısı ( hala o tatlının eşdeğerini bulamadım).

Bütün bu çocukluk tatları, bir insana duyulan aşk gibi. Erişilmesi biraz zor ( hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu olmama rağmen) hep avucumda beş on kuruşumun olması, o güzel tatlara her an ulaşamamak, horoz şekerini, şam tatlısını ve diğerlerini özlemle anmama sebeptir.

Geçmişteki bu yiyecekleri güzel kılan en önemli nedenlerden biri de; ağır işçi gibi en az sekiz saat sokakta koşturmak, yorulmak, acıkmaktı, sonra mukozası bozulmamış, kuş gibi O taptaze ağızlarımızdı.

Yani diyeceğim o ki, şimdilerle çok tatlar var ama; ya eskiyen organlarımıza zararlı ya da tat vermiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner222